Asrı aşan uzun ömürlü bir firma olmanızı neye bağlıyorsunuz? Aile şirketlerinde nadir görülen nesiller boyu sürekli aktarımı nasıl sağladınız?
Biz bir aile şirketiyiz ve ben beşinci kuşak temsilcisiyim. Ali Dedemiz o zaman Osmanlı döneminde, 1800’lü yıllarda, sarayda Vardarbaşı’ymış. O dönemde saraydan ayrılmak durumunda kalıyor, zehirleniyor, sesini kaybediyor. Ayrıldıktan sonra da o dönem bozacılık ve limonatacılık meşhur olduğu için, bulunduğu muhitte bozacılığa başlıyor. Sonra Sakarya’ya geliyor, burada işine devam etmeye çalışıyor.
Sonra oğlu ve kızı oluyor; Hatice Hanım ve İlyas. İlyas Yemen Savaşı’nda şehit düşüyor. Hatice Hanım’ın kızıyla Hasan Dedemiz evleniyor. Hasan Dedemiz bu mesleği sürdürüyor. Ondan sonra dedem Sadettin Saka, babam Rahmi Saka ve ben en son kuşak olarak işimizi, mesleğimizi devam ettiriyoruz.
Asrı aşan uzun ömürlü bir firma olmamızı, geleneksel metotlarda üretime devam etmemize bağlıyoruz. O günkü damak tadının aynısını bugüne getirmeyi kendimize hedef belirledik. Dolayısıyla firmamızın ömrü bu sebeple bu kadar uzun oldu. Aile bağlarımız da çok önemli. Birbirimize olan sadakatimiz sayesinde bu firmayı ve markayı bugünlere getirdik. Daha ileriye taşıyacağımızı da düşünüyorum.
Aile şirketlerinde bunun nadir görüldüğü söylenir. Üç kuşaktan sonrası zor derler, ancak biz beşinci kuşak olduk. Biz bu işin içine erken yaşlarda doğduk. Hatta ben espri yaparım, “Küpün içine düşmüşüm ben” diye. Boza içer misin? dediklerinde, gerçekten çocukken küpün içine atlıyormuşum. Erken yaşlarda üretime dahil olunca bir sanayici kültürü gelişiyor. Bu kültürle büyüdüğünüz için neyin nasıl olması gerektiğini, nasıl hareket etmeniz gerektiğini zamanla öğreniyorsunuz.
Çok eski bir şirketsiniz ama oldukça yerel kaldığınızı görüyoruz. Bu bir strateji mi, yoksa yerel kalmak gelenekseli korumanın yegâne yolu mu?
Biz yerel bir firmayız. Sakarya merkezli, Düzce ve Kocaeli’nde faaliyet gösteriyoruz. Aslında bu bir strateji. Daha butik kalalım, doğru damak tadını insanlara verelim ve ürünümüz bu şekilde tercih edilsin istiyoruz.
Aynı zamanda gelenekselliği de burada koruyoruz. Boza geleneksel bir içecektir. Coca-Cola çıktığında rahmetli dedem şöyle derdi: “Cola çıkmasaydı, boza daha farklı yerlerde olabilirdi.” Orada güçlü bir pazarlama anlayışı var, boza tarafında ise böyle bir pazarlama yok. Boza sadece kış aylarında tüketiliyor.
Eskiler bozayı daha çok biliyor. Sizlere sorsam, belki aranızdan biri hiç denemediğini söyleyebilir. Bu nedenle biz geleneksel üretimi koruyarak, doğru damak tadını insanlara sunmaya devam ediyoruz. Yani süreç bu şekilde ilerliyor.
Endüstriyel üretim ölçeğinde geleneksel boza karakterini korumak için hangi kritik proses kontrollerini uyguluyorsunuz?
Gelenekselliği korumak için uyguladığımız temel unsur fermantasyon modelimizdir. Boza fermente bir üründür ve aynı zamanda insan sağlığı açısından oldukça faydalıdır. İçeriğinde A, B, C, D ve E vitaminleri bulunur. Ayrıca laktik asit içerir; bu da özellikle sporcular için faydalıdır. Bunun yanında anne sütünü artırmaya katkı sağladığı da bilinmektedir.
Bizim üretim sürecimizde en kritik nokta, fermantasyon yöntemimizin sürekliliğidir. Yıllardır aynı fermantasyon yöntemini kullanıyoruz ve bu sayede ürünün geleneksel karakterini koruyabiliyoruz. Bozanın kendine özgü aroması, kıvamı ve lezzeti doğrudan fermantasyon sürecine bağlıdır.
Gıda teknolojilerindeki gelişmelerin geleneksel içeceklerin geleceğini nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Modern üretim süreçleriyle uyumlu hale getirilmesi, geleceği şekillendirecek. Biz de dolum makinelerini sürekli değiştiriyoruz. Daha az enerji sarf eden metotlar çıkıyor, onlarla yenilemeye çalışıyoruz. Günümüzde karbon ayak izini konuşuyoruz, yeşil enerjiyi konuşuyoruz ve buna uygun adımlar atmaya çalışıyoruz.
Biz bozayı mısır unundan yapıyoruz. Mısır işlendikten sonra ortaya bir koçan çıkıyor, yani mısırın taneleri ayrıldıktan sonra geriye kalan kısım. Bu koçanı granül haline getirip kedi kumu yapmayı planlıyoruz. Bu da tarımsal atıkların geri kazanım yöntemlerinden biri. Dolayısıyla yaptığımız işe bu şekilde yaklaşıyoruz. Doğaya saygılı, yeşil enerji ve karbon emisyon mutabakatına uygun hareket etmeye özen gösteriyoruz.
Tabii yarın, öbür gün bir kahvaltıyı bir hapla yapacağımız günler de gelebilir, bunu da düşünüyoruz. Ama hiçbir şey bu geleneksel tatlardan aldığımız damak zevkinin yerine geçemeyecek, bunun da farkındayız.
Boza dışında da girişimlerinizin olduğunu biliyoruz. Neden bu girişimlere yelken açtınız ve yeni girişimlerinizde köklerinizden nasıl besleniyorsunuz?
Aile geleneği olarak her zaman mücadeleci bir yapımız var. Farklı iş kollarımız var ve farklı sektörleri analiz ederek oradaki fırsatları değerlendirmek bizim için önemli hale geldi. Dediğim gibi, tarımsal atıkların geri kazanımından kedi kumu üretimi buna güzel bir örnek. Daha önceden çöp olan ve anız olarak yakılan bir ürün vardı. Artık anız yakmak yasaklandı. Biz bu çöp olacak ürünü alıp katma değeri yüksek bir ürüne dönüştürdük ve buradan Amerika’ya sattık. Yani aslında bir atıktan katma değer elde etmiş olduk. Bu da bizim mottolarımızdan biri.
İnsan bu fırsatları fark edince, bunları ticarileştirebildiği zaman hem kendi refahını artırmış oluyor hem ülkesine istihdam sağlıyor hem de döviz girdisi kazandırıyor. Dolayısıyla bunlar önemli hususlar. Vazgeçtiğimiz zaman kaybederiz diye düşünüyorum. Motivasyon konuşmacılarının da söylediği gibi, vazgeçmeden sürekli mücadele etmek gerekiyor.
Hayatta şans da çok önemli, kimlerle tanıştığınız çok önemli. Bana göre ticaretin yüzde doksan beşi insan ilişkilerine, yani network’e dayanıyor. Bu nedenle girişimci ruhlu olmak önemli. Tabii herkes girişimci olacak diye bir şey yok. Sonuçta sektörün beyaz yakaya da mavi yakaya da ihtiyacı var. Bunlar sektörün olmazsa olmaz dinamikleridir.
Bir yönetim kurulu başkanı olarak uzun vadeli vizyon ile kısa vadeli ticari gerçekler arasında kaldığınız anlar mutlaka oluyordur. Bu durumlarda karar alma sürecinizde hangi faktör belirleyici oluyor?
Aslında şöyle, bizim sektörümüzde bozacılığı televizyon reklamlarında göremezsiniz. Ancak haber yaparlar, tartışma programlarında her yaz veya kış “bozada alkol var mı, yok mu?” gibi polemiklerle hatırlatırlar insanlara. Sektör anlamında böyle bir reklam kampanyası yok, teşvik edici bir durum yok. Dolayısıyla bu durum bizim uzun vadeli bakış açımızı kısıtlıyor.
Burada ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde, ben kendimce bazı önlemler alıyorum. Mikro influencer’lar var, onlara ürün gönderiyorum. Daha çok insan tanısın, bilsin diye. Boza nedir, neden içilir, geleneksel metodu ve hikâyesi nedir, bunları anlatarak bir pazarlama metodu geliştirdik. Tabii bunlar kısa vadeli çözümler.
Daha uzun vadede ise daha ciddi bir reklam kampanyası ve pazarlama çalışmalarıyla bu süreci yönetmek gerekiyor. Karar mekanizmasını etkileyen en önemli konu ise bozanın geleneksel bir içecek olması. Geleneksel olarak kış aylarında tüketilen bir içecek olması, uzun vadeli hedefler koyma noktasında bizim karar alma mekanizmamızı etkiliyor.
Tabii biz bu süreçte uzun vadeli plan yapmaktan da geri durmuyoruz. İnşallah bozayı ilerleyen yıllarda ihraç edilen, insan sağlığına çok faydalı olan ve bu bilinçle tüketilen bir içecek haline getireceğiz.
